ne kadar inanılmaz yaratıklarız
düşündükçe
deli oluyorum.
20100330
yirmibeş/-bu.çok.ani.oldu vol.6-
puce: mavera bak annem arjantin elma almış sen çok seversin.
mavera: (şok) arjantin'den ev mi almış!?
puce: elma diyorum, elma.
(not: puce hızlı konuşur.)
-------
puce başağrısı dolayısı ile alacağı ilaç hakkında soru sormaya çalışır:
puce: ya bi saniye bu hap kaç megapiksel?
mavera: kaç olsun?
-------
mavera: abla içinden bi şarkı düşün bakiyim hissedebilecek miyim?
puce: e yuh?
mavera: tamam ya sınır koyiim nirvana?
puce: (içinden düşünmesi gerektiğini unutur) tamam düşündüm. pennyroyal tea? (düşünceler, düşünceler...) ya pardon.
mavera: tamam ya. tamam.
mavera: (şok) arjantin'den ev mi almış!?
puce: elma diyorum, elma.
(not: puce hızlı konuşur.)
-------
puce başağrısı dolayısı ile alacağı ilaç hakkında soru sormaya çalışır:
puce: ya bi saniye bu hap kaç megapiksel?
mavera: kaç olsun?
-------
mavera: abla içinden bi şarkı düşün bakiyim hissedebilecek miyim?
puce: e yuh?
mavera: tamam ya sınır koyiim nirvana?
puce: (içinden düşünmesi gerektiğini unutur) tamam düşündüm. pennyroyal tea? (düşünceler, düşünceler...) ya pardon.
mavera: tamam ya. tamam.
20100303
yirmidört/-bu.çok.ani.oldu vol.5-
seviyorum ama kimi en tatlı grissini..
puce grissini'sini yerken mavera onu izliyordur puce artık heycan mı oldu nedir grissinisi ısırdığı yerden kopamayıp yere düşer. bunun üstüne puce:
puce: ay hiç beklemediğim bi yerden koptu.
mavera: (peyh modu) bırak ya inceldiği yerden kopsun.
----5dk sonra-----
mavera: bana grissini versene.
puce: hangi birisini desem.
mavera: kötü.
-----------------
puce, eye of the tiger ın alışılmadık derecede hoş coverlanmasına şaşırmıştır.
puce: bu şarkının böyle coverlanabileceğini tahmin etmezdim.
mavera: (ciddi ciddi) nasıl coverlanabileceğini tahmin dederdin?
puce grissini'sini yerken mavera onu izliyordur puce artık heycan mı oldu nedir grissinisi ısırdığı yerden kopamayıp yere düşer. bunun üstüne puce:
puce: ay hiç beklemediğim bi yerden koptu.
mavera: (peyh modu) bırak ya inceldiği yerden kopsun.
----5dk sonra-----
mavera: bana grissini versene.
puce: hangi birisini desem.
mavera: kötü.
-----------------
puce, eye of the tiger ın alışılmadık derecede hoş coverlanmasına şaşırmıştır.
puce: bu şarkının böyle coverlanabileceğini tahmin etmezdim.
mavera: (ciddi ciddi) nasıl coverlanabileceğini tahmin dederdin?
20100301
yirmiüç/-bu.çok.ani.oldu.vol.4-
fizy adlı garip mekandan just can't get enough adlı güzide şarkıyı açmaya çalışırken hüsrana uğrayan puce, of-ay şeklindeki bikaç serzenişte bulunur. bunu duyan mavera:
mavera: pause yok mu işte bas pause a?
puce: (tamamen duygusal) pause yok play var.
mavera: play e bas o zaman!
puce: (play e basar ve şarkı yine açılmaz.)
puce, çıkardığı küpelerini normalde durdukları yere değil de oturduğu kanepeye rastgele bırakmıştır. bir süre sonra yanına gelen mavera, acıma duygusundan en yoksun haliyle caanım küpelerin üstüne oturur. sonrasında:
puce: yaa napıyosun küpelerim var orda.
mavera: allaa sen de ortalıkta bırakmasaydın ozaman.
puce: ortalıkta mı bıraktım hayretsin cidden.
mavera: burası ortalık abla. (!?)
puce: evet biraz öyle hım.
(not: küpeler hayatta.)
mavera: pause yok mu işte bas pause a?
puce: (tamamen duygusal) pause yok play var.
mavera: play e bas o zaman!
puce: (play e basar ve şarkı yine açılmaz.)
puce, çıkardığı küpelerini normalde durdukları yere değil de oturduğu kanepeye rastgele bırakmıştır. bir süre sonra yanına gelen mavera, acıma duygusundan en yoksun haliyle caanım küpelerin üstüne oturur. sonrasında:
puce: yaa napıyosun küpelerim var orda.
mavera: allaa sen de ortalıkta bırakmasaydın ozaman.
puce: ortalıkta mı bıraktım hayretsin cidden.
mavera: burası ortalık abla. (!?)
puce: evet biraz öyle hım.
(not: küpeler hayatta.)
20100219
20100218
yirmibir/-bu.çok.ani.oldu vol.3-
baba, thy web sitesinden ankara-van uçak biletlerine bakıyordur. derken muhabbet koyulaşır, anne ile baba fiyatlar iyimiymiş değilmiymiş olayına girer, neyse. sonra olay bir şekilde sonuca bağlanır. fakat o sırada annenin kucağına adeta bir kedi gibi yumulmuş olan mavera yaklaşık beş dakika önce daldığı uykusundan uyanıverir. anlamsız biçimde etrafına bakar ve:
mavera:(uykulu gözler, ısrarlı bakışlarla) biri karavan mı dedi!?
puce: ne karavanı be.
mavera: ya biri cidden karavan dedi duydum.
puce: tamam çok mu ayıp demiştir nolucak yani?
mavera: hayır niye durup dururken karavan diyosunuz hiç anlamadım.
puce: of peki ay (vs.)
----------yaklaşık on dakika sonra--------------------
baba nın başka bir havayolu şirketi fiyatlarını incelediği sırada mavera dan ses gelir:
mavera: aaaaaa buldum ya.
puce: (nası yani bakışı) ?
mavera: siz karavan diil ankara-van demişsiniz eveeet ben de diyorum nas.........
puce: hı.
mavera:(uykulu gözler, ısrarlı bakışlarla) biri karavan mı dedi!?
puce: ne karavanı be.
mavera: ya biri cidden karavan dedi duydum.
puce: tamam çok mu ayıp demiştir nolucak yani?
mavera: hayır niye durup dururken karavan diyosunuz hiç anlamadım.
puce: of peki ay (vs.)
----------yaklaşık on dakika sonra--------------------
baba nın başka bir havayolu şirketi fiyatlarını incelediği sırada mavera dan ses gelir:
mavera: aaaaaa buldum ya.
puce: (nası yani bakışı) ?
mavera: siz karavan diil ankara-van demişsiniz eveeet ben de diyorum nas.........
puce: hı.
20100115
yirmi/-bu.çok.ani.oldu vol.2
aile üyeleriyle salonda otururken:
anne (babaya der): ya şunun sesini kıssana biraz ne bu canım?
baba: yavaş konuşun.
puce&mavera&anne: dshjagha.
mavera: yine burnum üşüyo.
anne: sana bitane burunluk örücem o olucak. adı da burdiven olsun hıh.
mavera: -kopar-
anne: ne o yarın sınavın var diye triplerdesin?
mavera: hı triplex oldum.
puce: güzel.
mavera: anne diğer show u açsana ya (show tv)
anne: hangi show ya başka show yok ki!
puce: ozaman, şov bu şov bu şov?
(anne kumandayı maveraya atayım derken yere atar, kumanda ortadan 2ye ayrılır. o sırada salonda olmayan baba içeri girer..)
mavera: baba kumandaya bişi olduu.
baba: (nedense şok fakat emin bi ifadeyle) annen, ya da işte biriniz yere atmıştır.
anne (babaya der): ya şunun sesini kıssana biraz ne bu canım?
baba: yavaş konuşun.
puce&mavera&anne: dshjagha.
mavera: yine burnum üşüyo.
anne: sana bitane burunluk örücem o olucak. adı da burdiven olsun hıh.
mavera: -kopar-
anne: ne o yarın sınavın var diye triplerdesin?
mavera: hı triplex oldum.
puce: güzel.
mavera: anne diğer show u açsana ya (show tv)
anne: hangi show ya başka show yok ki!
puce: ozaman, şov bu şov bu şov?
(anne kumandayı maveraya atayım derken yere atar, kumanda ortadan 2ye ayrılır. o sırada salonda olmayan baba içeri girer..)
mavera: baba kumandaya bişi olduu.
baba: (nedense şok fakat emin bi ifadeyle) annen, ya da işte biriniz yere atmıştır.
20100110
ondokuz/-au revoir simone-
güzel şarkı. emre baydın ın bi şarkısına (afili olan) benziyo başlangıçta kızın söylediği yer. hayır bişiy olucağından deil, öylesine işte.
20100109
onsekiz/bu.çok.ani.oldu vol.1
yeni açılan çikolatacı:
- mavera: "melodi çukulata diye bi çukulata açılmış. çok güzel bişeymiş"
- pucé: "bhdcjhvs."
yürüyüşe çıkma evresi:
- pucé dolabını karıştırır ve her zamanki gibi eşofmanını bulamaz. sonrasında:
- mavera: "noldu?"
- pucé: "çıldırdım."
- mavera: "hı sen gelme o zaman."
- pucé: "?."
mavera dergi karıştırır:
- sharon stone'un, elinde bildiğiniz elmayla çekilmiş seksi fotoğrafına: "ayy. negüzel elma."
- adil ışık reklamına: "bunlar da baya adilisik.com ya!?"
mavera, pucé'a çay getirmek için mutfağa gider:
- (o sırada mutfakta olan) baba: "mavera sen de bi tek kendine müslümansın?"
- mavera: "evet. bi de ablam var."
20100108
onyedi/Jwocks vol.2
- koskoca karfurda bir çokokrem olmaz mı.
- bakkalda bile var.
- nutymax reklamı da güzelmiş.
- camları kızıl kahverengi gözlüğüm dışarıyı kızıla dönük kahverengiymiş gibi gösteriyo şarkı dinlerken klip çekiyorum filan.
- arthur iyi bir insan. cidden iyi.
- the days go. the days go.
20100107
20100103
onaltı/-kinder chocolate'ın acı sos etkisi-
20100102
onbeş/Jwocks vol.1
- saçmalar bir yaşına daha girdi.
- bugün 2 ocakmış meğer, ben 3 sanıyodum. acelem var.
- yeni yıla girince saatlerimden biri durdu, ne varsa heycan olucak. gençler bu duruma kal gelmek diyo.
- kar yağsın istiyorum, havada bulut yok.
- yıla foucault okuyarak başlamak ne kadar iyi bilmiyorum.
- hayır final tatilim, zaten okumam lazım.
- (düz mantık) yarın 3 ocak, bulunduğum şehir kurtuluyo bekleriz.
- ben de bigün kurtulucam kararlıyım.
- son 2 gündür dünyayı uzaydan izlemeyi hayal ediyorum. bazen olur.
- avatarı izledim baya güzeldi. 3boyutlusunu izlemedim pişmanım. onu da izlemeden ölmemeyi planlıyorum.
- matchbox twenty dinlememe anlam veremedim bi de şuan.
20091110
20091020
20091011
onbir/-asosyal miyim neyim-
SORUN ŞU Kİ
son zamanlarda acaba kendisine sahip miyim ve eğer öyleyse kendisinin üzerimde yarattığı etkileri neler diye düşündüğüm bir şey var: asosyallik durumu. insan sosyal olup olmadığını nasıl anlar?
evet mevcut seçeneklerim arasında uzman görüşü almak olmadığı için herhangi birine bağlanamıyorum (telefonla). tabiğ biz de isteriz arayıp sormak filan ama mümkün diil işte. neyse.
belirtileri neymiş diye göz attım ilgili vebsaytlara ve gördüm ki aslında hiç bişey göründüğü gibi deil.
yani göremedim de diyebilirim.
NASI YANİ:
belirtiler arasında kalabalık ortamlarda bulunmama isteği var mesela. evet, şu sıralar kalabalıktan pek hoşlanmıyorum. gereksiz geliyo.
diğer belirti, kimsenin olmadığı sakin yerleri cezbedici bulma. hım evet, eğlenceli olabiliyo. ama bence çok da sakin olması gerekmez, biraz insan olan biyerde tek başına olup sadece izlemek de cidden güzel. etrafta ne kadar çok hikaye olabileceğini farkediyo insan. sorularla dolu hayatınıza bir iki tane cevap bulmak hiç de fena olmuyo yani böyle zamanlarda.
üçüncü olmasının dışında ürkütücü de olan belirti ise şöyle: çevredeki insanların kendi hakkında daima bir şeyler düşündüğüne inanma. şimdi, saykoya bağlamadan da düşünülebilinecek bişey değil mi bu? yani tabiki herkes herkes hakkında bişeyler düşünüyor ve bunun daima olduğu da oluyodur (oluyo mudur, evet oluyodur ya). çok da yakınılası bi durum değil, takmamak lazım.
DEMEK Kİ NEYMİŞ
bu cümlelerim, üçüncü belirtinin bana ve ruhuma verdiği fazla bi rahatsızlığın olmadığı varsayımını destekliyor.
baştaki iki belirti ise gösteriyor ki ben kendimle çelişiyorum, bi öyle bi böyle diyorum, ne dediğimi bilmiyorum.
MESELA DÜŞÜNÜRSENİZ
sokakta yürümek, film izlemek ve okumak gibi eylemler tek başına olunca da keyifli oluyor- sanıyorum bunun psikanalizlik bi durumu yok.
ama 'somewhere only we know' gibi sratejik önem arz eden şarkılardaki we leri I larla değiştirmek sayko bi hal alarmı veriyor olabilir belki de? -ben böyle bişey yapmadım-
AÇIKLAMA:
kendi kendimi çürütme isteğime karşı koyamadım. asosyal değilim aslında demek için uğraşıyorum şuan. buraya yazıyorum ya, sonra okuyup mutlu olucam. oysa farkında değilim ki fazlaca vakti bilgisayara ayırmak da bi nevi asosyallik, ne işim var çıkayım gezeyim dolaşayım değil mi.
SONUÇ OLARAK
söyleyebilirim ki vaktinizi çaldım bu saçmalıkla, keşke çıkıp gezip dolaşsaydınız.
son zamanlarda acaba kendisine sahip miyim ve eğer öyleyse kendisinin üzerimde yarattığı etkileri neler diye düşündüğüm bir şey var: asosyallik durumu. insan sosyal olup olmadığını nasıl anlar?
evet mevcut seçeneklerim arasında uzman görüşü almak olmadığı için herhangi birine bağlanamıyorum (telefonla). tabiğ biz de isteriz arayıp sormak filan ama mümkün diil işte. neyse.
belirtileri neymiş diye göz attım ilgili vebsaytlara ve gördüm ki aslında hiç bişey göründüğü gibi deil.
yani göremedim de diyebilirim.
NASI YANİ:
belirtiler arasında kalabalık ortamlarda bulunmama isteği var mesela. evet, şu sıralar kalabalıktan pek hoşlanmıyorum. gereksiz geliyo.
diğer belirti, kimsenin olmadığı sakin yerleri cezbedici bulma. hım evet, eğlenceli olabiliyo. ama bence çok da sakin olması gerekmez, biraz insan olan biyerde tek başına olup sadece izlemek de cidden güzel. etrafta ne kadar çok hikaye olabileceğini farkediyo insan. sorularla dolu hayatınıza bir iki tane cevap bulmak hiç de fena olmuyo yani böyle zamanlarda.
üçüncü olmasının dışında ürkütücü de olan belirti ise şöyle: çevredeki insanların kendi hakkında daima bir şeyler düşündüğüne inanma. şimdi, saykoya bağlamadan da düşünülebilinecek bişey değil mi bu? yani tabiki herkes herkes hakkında bişeyler düşünüyor ve bunun daima olduğu da oluyodur (oluyo mudur, evet oluyodur ya). çok da yakınılası bi durum değil, takmamak lazım.
DEMEK Kİ NEYMİŞ
bu cümlelerim, üçüncü belirtinin bana ve ruhuma verdiği fazla bi rahatsızlığın olmadığı varsayımını destekliyor.
baştaki iki belirti ise gösteriyor ki ben kendimle çelişiyorum, bi öyle bi böyle diyorum, ne dediğimi bilmiyorum.
MESELA DÜŞÜNÜRSENİZ
sokakta yürümek, film izlemek ve okumak gibi eylemler tek başına olunca da keyifli oluyor- sanıyorum bunun psikanalizlik bi durumu yok.
ama 'somewhere only we know' gibi sratejik önem arz eden şarkılardaki we leri I larla değiştirmek sayko bi hal alarmı veriyor olabilir belki de? -ben böyle bişey yapmadım-
AÇIKLAMA:
kendi kendimi çürütme isteğime karşı koyamadım. asosyal değilim aslında demek için uğraşıyorum şuan. buraya yazıyorum ya, sonra okuyup mutlu olucam. oysa farkında değilim ki fazlaca vakti bilgisayara ayırmak da bi nevi asosyallik, ne işim var çıkayım gezeyim dolaşayım değil mi.
SONUÇ OLARAK
söyleyebilirim ki vaktinizi çaldım bu saçmalıkla, keşke çıkıp gezip dolaşsaydınız.
20091002
on/-vicky cristina barcelona-
uzun zamandır izleyememiştim. henüz izlemediğim filmlere yapılan yorumları kulak ardı etmeyi tercih eden biriyim, nasıl bişey olduğunu görene dek beklerim. bunda da tam olarak böyle yaptım. iyi yapmışım, zira film saçma değil bence. hatta gülerek eğlenerek bile izlenebilecek bi film, komik tarafı var. bu filmde olduğu gibi diyalogların fazlasıyla içsel ama bir o kadar da basit olduğu bir film görmedim sanırım, istediğin yere de çekebiliyosun. böyle oluyo mesela çekince:-tuz= cristina
-kronik tatminsizlik= işte bütün mesele
-barcelona= sanat, tutku, seks
- ispanyolca kavga etmenin 'aman ne çekici' gelişi= maria elena
- threesome= geçici bir güzellik ve ikili bir ilişkideki 'eksiği' tamamlama olarak gösterilmesi, yanılma, yanılsama
- filmi izlerken duyulan içses= sonrasında sizin bile inanamamanız
- hissettirmek için çaba harcanmış psikoloji= kendinizi kendinize ya da başka birine 'o kadar da kötü değil burda yani, eksik tamamlanıyo vay be hiç aklına gelir miydi peeh' gibi şeyler söylerken bulma
- ama= buna rağmen istifini bozmama
-vicky= bir kurşunla hayata dönme
-cristina= ne istemediğini öğrenmek için ne iş olsa yapma, amacına ulaşma
-juan antonio= dürüstlüğün iyi bir şey olduğunu felsefe edinme
-maria elena= ilk olmanın vazgeçilmez olduğunu savunma ve zaten öyle olması.
20090922
dokuz/ -bayıltıcı etkisi ile türksel 3ge-
reklamlardan gitmişken bir şey daha belirtmek isterim ve bahsedeceğim şey öyle sinir bozucu ki, bunu bütüün küplere binmelerimin, aahay şeklinde sıkılıp bulunduğum noktayı terkedişlerimin yegane sebebi olarak göstersem bile çok mantıksız birşey yapmış olmuyorum. konumuz yeni ve gereksiz türksel 3ge reklam serisi. tamam, kahramanların alakasızlığı belki de seyircinin aklında kalınası bişe olsun cart curt amacıyla yapıldı tahmin edebiliyoruz ama izleyen bazı seyircilerin kabusu olunası amacı da güdülmüş olabilir mi? -çünkü bu amaca yeteri kadar ulaşıldı- sabahtan akşama tv izleyen biri de değilim oysa ki ama izlediğim süre zarfında her yarım saatte bir inadına karşıma çıkıyor ve zırlayarak kanalı değiştirmek zorunda filan kalıyorum. bu nasıl bir şeydir. reklamsever bir insanımdır da. sarı antenli veletlerle de dalga geçmişliğimiz vardır ama sadece dalga geçmişizdir. bu seferki hidaayet ve yanındaki ne idiğü belirsiz -top toplayıcısı mı ne o?- bodur ve 'türksel üçge fargghi' diyip elektrobugimsi hareketler yapan insan benim sinirimi bozuyo. anlamsız repliklerden dolayı kendimi kötü hissediyorum. hiç gereği yok böyle şeylerin. (sinir efekti var burda: ayıp denen bişey var?) önümüzdeki 785 yıl karşıma çıkmamasını diliyorum, sonrasında çıkarsa da o yıllarda hiç bir algımın açık olmayacağı için pek problem olmayacaktır. sevgiler.
20090911
sekiz/ -we want the funk-
mastercard'ın 'priceless/paha biçilemez' serisi zaten güzeldi hoştu ve eğlenceliydi, ama bu son sırt çantası ve kankalar durumu nefismiş. hayır yani bu kadar mı iyi havaya girilir be çocuğum, her seferinde ekrandan gözümü alamıyor, eğleniyor, gülüyorum. bu paha biçilemez sanırım? kutlarım gençler. [şarkı: george clinton & parliament- we want the funk]
haydi hep beraber, http://www.youtube.com/watch?v=1cNDSPutas8 .
haydi hep beraber, http://www.youtube.com/watch?v=1cNDSPutas8 .
20090831
yedi (şovalyesi diyesim geldi hatta)
tanıdığım biri zamanında yanlış anlaşılmanın en büyük fobisi olduğunu söylemişti. şimdilerde bu fobiye ben de sahibim sanırım; aslında yapmadığım bir hareket karşındaki tarafından ısrarla yapmışım gibi söz ve sitem edilince bu tip enteresan bir fobinin akıbetini kavramış bulundum. ama neydi? half full glass'tı, neyse ki yeterince hobim var. bu da bir uygulamadır mesela.
20090826
altı
tanrıya dava açmış birinin (bahsetmiştim) blog açmamış olması imkansızdı, o da böyle düşündü sanırım:
bkz. http://dunyaninsonupartisi.blogspot.com/
sadece bir yöne bakıp durmamak için, gereksizler ve saçmalar her zaman iyidir. takipteyim.
bkz. http://dunyaninsonupartisi.blogspot.com/
sadece bir yöne bakıp durmamak için, gereksizler ve saçmalar her zaman iyidir. takipteyim.
beş/ -eotwp-
sadece 20090820 tarihli kendi halinde yazımın bunları söylemesine sebebiyet verdiğine inanamadığım, değeri yazılarla da anlatılamayacak bu sözlerin sahibine teşekkürler.
kendisi zamanında tanrıya dava açmış. öyle duydum.
"genelde tekrar edilen her hareket her durumu yalama duvar vidaları gibi yapar. tabi naçizane bir görüş bu, genel olarak yapılan her hareket için değildir. daha yüzeysel düşünmeli bence. tabi herşeyi daha yüzeysel düşünmek içinden çıkılamaz sorunlara götürebilir bazılarımızı. nitekim, yüzeysel bakarsak hayata sallamaz vurdumduymaz insanlar olup çıkarız, bu bizi zaman sonra işte dediğimiz o içinden çıkılamaz duruma doğru sürükler. ama burda bardağın dolu tarafını görecek birşey yok diyebiliriz. ama bu vurdumduymazlık kisvesi adı altında olan herşeyi bırakmışlık duygusu ve kendini rüzgarın yönüne salma merakı bize çok şey öğretmiş olabilir. tabi bir o kadar şeyde götürmüşdür eminim. ama geriye kalan şey saf, temiz ve net olan şeylerdir. rüzgarla hepsi gitmiştir, geriye kalan bizden başkası değildir. biz dediğimiz zaman gerçek bir bize ulaştığımızda gerçek bir deneme yanılma durumlarından geçmiş ve hayata meraksız da olsa umutlu bir tutunma çabasında oluşumuzu sımsıkı bir destek ile arkamızdan destekleyerek gerçek bir bize kavuşabileceğimizi biliriz. biliriz de yapmayız çoğu zaman, nedeni nedir, destek tam nerdedir, meraksız olmak bırakmak değidir de nedir? cevabı belli sorulardan ayırt edilen sorular bizi kişisel menkibemizi arayış yolculuğumuzda yalnız bırakacak sorulardır. cevabı belli değil ise ne aradığımızı bilemeyiz, ne aradığımızı bilmiyorsak nereye gideceğimizi de bilmiyoruzdur. sadece soru yetmez cevapların da olduğunu bilmeliyiz, elimizde olması önemli değil, bir yerlerde cevabın olması bize aitlik hissi verecektir. bu umuttan farklı olan durum yaşama hissini içinde barındıran en derin duyguyu yaratacaktır. ve en büyük hayalimize asla ulaşmamaya da çalışsak nerde olduğunu bildiğimiz takdirde içimiz hep rahat olacaktır.
taa ki hayali bir başkası gerçekleştirip gözümüze soktuğu zaman üzülceğimiz o muhteşem an'a kadar. her zaman olduğu gibi hayal kurmak da yapmamak manasında değildir. gözü kara olmak tam olarak sonuca hiç bir zaman götürmesede güzel anılar bırakmaya yeterdir.
ve tam 40 yıl sonra bir kahvenin hatırı konuşulduğunda tadının hissedileceği an gözün kara olduğu değil sadece anıların güzel kaldığı yer olacaktır..."
-end of the world party-
kendisi zamanında tanrıya dava açmış. öyle duydum.
"genelde tekrar edilen her hareket her durumu yalama duvar vidaları gibi yapar. tabi naçizane bir görüş bu, genel olarak yapılan her hareket için değildir. daha yüzeysel düşünmeli bence. tabi herşeyi daha yüzeysel düşünmek içinden çıkılamaz sorunlara götürebilir bazılarımızı. nitekim, yüzeysel bakarsak hayata sallamaz vurdumduymaz insanlar olup çıkarız, bu bizi zaman sonra işte dediğimiz o içinden çıkılamaz duruma doğru sürükler. ama burda bardağın dolu tarafını görecek birşey yok diyebiliriz. ama bu vurdumduymazlık kisvesi adı altında olan herşeyi bırakmışlık duygusu ve kendini rüzgarın yönüne salma merakı bize çok şey öğretmiş olabilir. tabi bir o kadar şeyde götürmüşdür eminim. ama geriye kalan şey saf, temiz ve net olan şeylerdir. rüzgarla hepsi gitmiştir, geriye kalan bizden başkası değildir. biz dediğimiz zaman gerçek bir bize ulaştığımızda gerçek bir deneme yanılma durumlarından geçmiş ve hayata meraksız da olsa umutlu bir tutunma çabasında oluşumuzu sımsıkı bir destek ile arkamızdan destekleyerek gerçek bir bize kavuşabileceğimizi biliriz. biliriz de yapmayız çoğu zaman, nedeni nedir, destek tam nerdedir, meraksız olmak bırakmak değidir de nedir? cevabı belli sorulardan ayırt edilen sorular bizi kişisel menkibemizi arayış yolculuğumuzda yalnız bırakacak sorulardır. cevabı belli değil ise ne aradığımızı bilemeyiz, ne aradığımızı bilmiyorsak nereye gideceğimizi de bilmiyoruzdur. sadece soru yetmez cevapların da olduğunu bilmeliyiz, elimizde olması önemli değil, bir yerlerde cevabın olması bize aitlik hissi verecektir. bu umuttan farklı olan durum yaşama hissini içinde barındıran en derin duyguyu yaratacaktır. ve en büyük hayalimize asla ulaşmamaya da çalışsak nerde olduğunu bildiğimiz takdirde içimiz hep rahat olacaktır.
taa ki hayali bir başkası gerçekleştirip gözümüze soktuğu zaman üzülceğimiz o muhteşem an'a kadar. her zaman olduğu gibi hayal kurmak da yapmamak manasında değildir. gözü kara olmak tam olarak sonuca hiç bir zaman götürmesede güzel anılar bırakmaya yeterdir.
ve tam 40 yıl sonra bir kahvenin hatırı konuşulduğunda tadının hissedileceği an gözün kara olduğu değil sadece anıların güzel kaldığı yer olacaktır..."
-end of the world party-
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


